Çekerek ilçesinin dört km doğusunda Çekerek Irmağı üzerinde, 120 metrelik kaya bloğu üzerine 42.5 derecelik açı ille ırmak tabanına doğru 158 basamakla inilen ince bir mühendislik ve yüksek insan emeği gerektiren harika bir yapıdır. Yapıyı orijinal kılan özelliği ise, bu maksatla yapılan eserlerin içinde en güzeli ve abidevi oluşuna rağmen maalesef en az tanınan eser oluşudur.

                Eserin önemini anlamak için, yapılış zamanın şartlarını da düşünerek, kimler tarafından ne maksatla ne zaman, nasıl yapıldığını ortaya koymak adına yaptığımız birebir ölçümleri ve incelemeleri aktarmakta fayda olduğunu düşünüyorum.        

                Eserin boyutları:Eser, ırmak seviyesinden 120 m yükseklikte mermer sertliğinde (kireç taşı bloğu) dik yamaçlı kayanın güneye bakan yüzeyinin tepe noktasından 3 metre aşağısından başlanarak yapılmıştır. Yapıda 42,5 derecelik bir açı ile ırmak tabanına doğru gayet özenle simetrik bir şekilde kesilen 158 basamak mevcut olup basamak yüksekliği ve eni 25 cm olarak gerçekleştirilmiştir. Eserin giriş noktasından tabana yatay derinliği 60 m dir. Zemin kumları temizlenmediği için doluluk oranı bilinmemektedir. Giriş bölümü alınlık 3.80 m ye 2.70 m dir. Yaklaşık 10 m karelik giriş sahanlığı bulunmaktadır.

            Yapının giriş ağzında yüksekliği 2.90 m olup üç metre aşağısında 2.70 metreye inmektedir. Bu ölçü zemine kadar devam etmektedir. Bu tasarımla yapıda, zemine doğru güneş ışığından uzun süre faydalanma sağlanmıştır. Yapının eğim derecesi güneş ışığının bu coğrafyaya yaz kış ortalama eğim derecesine uygun olarak tasarlanmış olmalıdır ki kuşluk vaktinden ikindi sonuna kadar derinlemesine aydınlık hissedilmektedir. Kenarlar 1.60 metrelik dikey kesimden sonra yarım dairesel şekilde hiçbir yumru ve çıkıntı olmaksızın sonuna kadar devam etmektedir. Giriş kısmı ise 2.40 m enindedir. Yapının 10 metre aşağısında 4 basamaklık bir birleşim göze çarpmaktadır ki kayacın yapısından olma ihtimali yüksektir. Bunlarla birlikte basamak sayısı 162 adettir.

            Sarnıcın kum dolu zemine kadar dikey derinliği 40 m iken, zemin kumla doludur. Taban kumunun yapısı taş kırma ve ırmak kumu karışımıdır. Zemin temizliği yapıldıktan sonra eserin tamamı ortaya çıkacak olup, dolgunun ne kadar olduğu bilinmemektedir. Uzmanlık dışı basit aletlerle yapılan ölçümler neticesi kum dolu zeminden sağa sola giden birçok oda ve galerilerden bahsedilmektedir ki zemin temizliği yapılmadan anlaşılacak bir durum değildir. Yapının yatay 60m derinliğine doğru her hangi bir dehliz veya girinti bulunmamaktadır. Burası tek başına sığınma ve korunma amaçlı yapılsaydı giriş kısmının hemen yanında pusu amaçlı dehlizler açılırdı. Savunma muhtemelen dış kaleden itibaren düşünülmüş olmalıdır.

            Eserin yapımında hangi araç ve aletlerin kullanıldığına dair bilinen bilgiler de şüphe götürmektedir. İlk bakışta düşünülen,bu gibi eserlerin demir kullanılmadan yapılamayacağıdır. Ancak mevcut verilerle tahsis edilen tarihi bilgilerin her an değişebileceğini “Göbekli Tepe” kalıntıları bize göstermiştir. Mevcut veriler, Anadolu da Demir Devrinin MÖ.2000 li yıllarda başladığını göstermektedir. Bu eserin daha önceye tarihlendirilmesi tenakuz gibi gözükebilir. Demirin yerel toplumlarca kullanılması ile üretimine geçilip o çağı yaşamak farklı kavramlardır.

Kızlar Kayası olarak adlandırdığımız bu yapının giriş sahanlığı, basamakları, yan duvarları ve tavanı incelendiğinde kesim, portakal kabuğu pütürünü andırmaktadır. Yüzeye el sürüldüğünde rahatsızlık verecek çıkıntılar yoktur. Düz ağızlı keskin bir alet kullanılmadığı gibi murç izleri de gözükmemektedir. Böyle bir eserin iç yüzeyini düzgünleştirmek için demir tarak kullanılsa idi en azından eşdeğer izler oluşurdu. O zaman biz de şu kanaat oluşmaktadır ki o da darbeli bir aletle bu eserin vücuda getirilmiş olmasıdır. Pazı gücü ile çok ince kırımların yapıldığı bu eserde, uzun yıllar çalışıldığı, büyük bir azmin ve sabrın icadı olduğu, yapım için ise çok sert bir cismin kullanılması gerektiği ortadadır.

            Su sarnıcı olarak düşünüldüğünü sandığımız bu eserin gerek sanat ve estetik yönden gerekse yapılış zamanı itibarı ile eseri eşsiz kılan ve devasalığını betimlemek açısından şu rakamları da vermek durumundayız. Yaklaşık hesapla alınlık dâhil 420 m küp hafriyat çıkması gerekir. Bir m küp kayacın 2800 kg geldiğini düşünürsek 1 176 000 kg eder. Taşıyıcılar hariç yapının içerisinde en fazla üç kırıcı işçinin 365 gün aralıksız çalıştığı varsayımı ile, zor bir ihtimal ama günlük 300 kg taş kırmış olsalar on bir yıl aralıksız çalışmış olmaları lazımdır. Kaldı ki bu tip yapıların vücuda getirilebilmesi için daha da uzun yıllar gerekmektedir. Bunun için de siyasi ve organize bir toplum kadar, bu tür yapıların oluşturulmasına ihtiyaç duyulması gerekir.

            Eserin tarihçesi ve yapılış nedeni: Şimdiye kadar üzerinde esaslı bir çalışma yapılmamış olan eser hakkındaki bilgiler,rivayet ve efsaneden öteye geçememiştir. Eserin tanıtımı için Cenevizlilere ait denmesi, bu konuda tarih disiplini almamış kişilerin bir yerlere bilgi aktarma gayretkeşliğinden başka bir şey değildir. Cenevizliler 14. yy ın ortalarında Amasra, Samsun ve Kefe de koloniler kurmuş İtalyan tüccar toplumudur. Anadolu da nüfusları olmayıp Karadeniz in kısmi sahillerinde bulunan tüccar bir kavme bu yapıyı mal etmek büyük yanlıştır. Özellikle yapı üzerindeki gözlemlerimizde ne bir dini motife ne de bir yazı veya simgeye rastlanmamıştır. Dolayısı ile eserin Cenevizlilere ait olmadığı gibi her taşa haç konduran Bizans a ve Roma ya da ait olmadığı aşikârdır. Yapı, Hıristiyanlık öncesi ilk dönem roma veya yunan eserleri ile de benzerlik göstermemektedir.

 O zaman şu soruların cevabını bulmak,en azından araştırmak gerekmektedir. Bu eseri kimler, ne zaman ve niçin yapmışlardır?

Özellikle yaptığımız gözlemler neticesinde, eser üzerinde,eserin kimliğini ele verebilecek her hangi bir yazı,dini motif veya bir medeniyete işaret edebilecek arma bulunmamaktadır. Muhtemel görüşümüz, bu yapının, Anadolu ya yazının gelmesinden çok önceleri vücuda getirilmiş olması ihtimalidir. Bu durum, MÖ.2500 lü yıllardan öncesini işaret etmektedir.Yapıyı, Anadolu da bilinen ilk siyasi organizasyon sayabileceğimiz merkezi otorite devleti kuran Hititlere de mal etmek oldukça zorlama bir yaklaşım olur. Çünkü Hitit eseri olsa muhakkak bir kalıntıya veya çok tanrılı olan bu topluma ait bir simgeye rastlamak mümkün olurdu. Güvenlik problemini kalelerle, eserlerini de yüzey yapıları ile oluşturan bir topluluk derinlemesine eser pek vermemiştir. Her ne kadar Derin Kuyu ve Kaymaklı Yer altı şehirlerinde son araştırmalara göre Hitit kalıntılarına rastlansa da bu toplumun kendilerinden önceki Hatti Topluluklarının yapılarını kullandıkları aşikârdır. Firik saldırılarından korunmak için yapıldığını düşünsek bile bu sürede bu yapının vücuda getirilemeyeceği kesindir.

Bizce en doğru yaklaşım, farklı toplumlar olmasına rağmen daha sonra Hititlerle kaynaşarak onları kültür, medeniyet ve siyasi yönden etkileyecek olan Proto Hitit dediğimiz, Hitit öncesi Hatti ler veya Luvi ler dönemine ait olduğudur. Akad ve Asurlar ca adlandırıldığı üzere Anadolu ya 1500 yıl Hatti ülkesi denilmiştir. Hattiler siyasi bir devletten ziyade feodal topluluklar halinde yaşıyorlardı ki bu durum sosyal çalkantılara sebep olmakta idi. Bu siyasi ve sosyal huzursuzluklar savunma ve emniyeti beraberinde getirmekte idi. Bu hususa binaen yerleşim yerleri özenle sarp yerlerden seçilirdi. Hatti ve Hitit yerleşim yerleri harçsız büyük kaya parçaları ile çevrilir, savunma kolaylaşırdı. Bu kaleler içinde, kuru gıda ve zahire, depolarla uzun sure yetecek kadar saklanabilirken;suya erişim problem olmakta idi. Dışarıdan uzun sure kuşatma tazyiki altında bulunan kale içindeki ahalinin su ihtiyacını, kaya oymalı sarnıç veya toprak kaplar karşılayamazdı. Tek çözüm, kale içinden emniyetlice su kaynaklarına ulaşmaktı. İşte Kızlar Kayası denilen muhteşem eserin yapılış mantığı da bu olsa gerekir.  

Kanaatimiz odur ki bu eseri yapmaya değer kılan, burada organize bir toplum veya hayli nüfus barındırabilecek bir şehrin bulunması zorunluluğudur. Burası ve buraya yakın yerlerden çıkan kalıntılar, taş lahitler, su kanalları, gözyaşı şişeleri, çanak çömlek gibi kalıntılardan anlaşılacağı üzere, buraların, Anadolu ya ilk yerleşimden beri kullanıldığını göstermektedir. Eserin bulunduğu yükseltinin çevresinde kale surları bulunmasa da aradan geçen çok uzun zamanda –yapılmış olsa bile-yok olacağı kesindir. Burayı Roma ve Bizans kullanmış olsa idi kalıntıları muhakkak günümüze intikal edecekti. Çünkü Anadolu daki Roma ve Bizans kaleleri Hatti ve Hitit Kaleleri üzerine “üçlü sur” tekniği geliştirilerek kurulmuştur.  Bu Kaleler daha sonraları Anadolu Selçuklu Devleti ve Beylikler döneminde onarım görmüşlerdir.

Kızlar Kayasından 15 km yukarıda, Arpaç Köyü altında, Çekerek Irmağı üzerinde aynı amaçla yapılmış, üç yüz metre yükseklikteki Kızıl Kale üzerinde bir sarnıç bulunmaktadır ki erişimi oldukça zor bir konumdadır. Irmak tabanına indiği söylenen bu yapı, üzerinde bulunduğu kayaç itibarı ile Kızlar Kayası kadar özenli değildir. Muhtemelen eş zamanlı bir yapı olması gerekir ki konfederasyon diyebileceğimiz toplulukların her birinin birbirlerine saldırıları veya kuzeyden gelen Kaşkalar a karşı savunma amaçlı oluşlarındandır. Çekerek, Aydıncık,Kadışehri ile ilgili “Efsanevi Zuliya Irmağı” adlı çalışmada geçen Çekerek Irmağının kuzeyinden gelen Kaşkalar MÖ. 1200 yıllarına isabet etmektedir ki bu yapıların işlevini bu tarihlerde de sürdürdüğü görülmektedir.      Prf. Hayri Ertemin Çekerek=Kl.Skylax= Hitit zamanı Zuliya diye geçen yer adları araştırmasındaki Zuliya, Hatti ve Hitit Dönemi Çekerek Irmağının kullanılan ismidir. Çekerek İsmine ise ilk defa 1397 de Aziz B.Erdeşi Esderabadi nin Kadı Burhanettin Adına yazılmış Bezm-ü Rezm  adlı Farsça eserinde rastladığımızı da belirtmek isteriz. Aynı eserde Çekerek Kalesinde Kadı Burhanettin ile Yıldırım Beyazıt dönemi Osmanlı arasındaki büyük mücadelelerin yaşandığından” Kültür ve Tarihiyle Çekerek “adlı çalışmamızda bahsederken buranın İshaklı Köyü karşısı Kale mevkii olduğunu belirtmiştik. Anadolu’nun fethinden sonra Çekerek Irmağına “Şeker ab” dendiğini söyleyenler olsa da ispatlanmış bir görüş olmadığı veya küçük bir kesimce yerel olarak kullanılmış bir isim olduğu sanılmaktadır.

Eserin gizemini artıran bir takım görüş ve efsaneler de mevcut olup bunlardan ilki, buranın bir yer altı geçidi olarak 50 km uzaklıktaki Zile kalesine bağlantılı olduğu varsayımıdır. Diğer bir görüş ise ırmağın öbür yakasındaki aynı cins kaya bloğunda bir çıkış alınlığı düzenlendiğidir ki, ırmak kenarın da yapılan çalışma ile benim de gözlemlediğim benzer bir yontunun kumlar altında kaldığıdır. Bundan dolayı karşıya geçmek için yarım kalmış bir proje diyenler vardır. Fakat böyle bir eseri tasarlayan insanların ırmak altından geçerken su alabileceğini rahat hesap edebilmeleri varsayımı ağır basmaktadır.

Şimdi bu tip eserlere bakarak bazı kimseler, halkın düşüncesinde yer eden efsaneler- gayet normal olup- olabilir hikâyeler türeterek eserin yapılış nedenini açıklamaya çalışmışlardır. Zira burada yaşayan Rum Beyinin bir kızı varmış. İki gencin bu kıza âşık olmasını fırsata çevirerek, kızı gençlere vermemek  için birine ırmağın altından geçit yapmasını söylerken, diğerine üzerinden köprü kurmasını şart koşmuş. Birisi Kızlar Kayasını delerek karşıya geçerken Diğeri bir km aşağıda ayakları mevcut bulunan Kesik Köprüyü inşa etmiş. Ancak birine diğerinden daha önce işi bitirdiğini kızını ona vereceğini söylerken,  öbürüne de aynı asılsız haberi ileterek yapılan eserlerinin başında aşklarının acısıyla iki genç kendi ölümlerine sebep olmuşlardır. Suların Öyküsü adlı oyunla bahsettiğim bu hikâyenin eserin yapılışı ile ilgisi olmadığı kesindir. Halk, düşüncesinde ne tasavvur ederse onu yaşatmak ister.

Bu mütevazı inceleme yazımızla Kızlar Kayasının yapılış öyküsüne efsaneler dışında ışık tuttuğumuzu düşünerek, böyle bir eserin tanıtımının sadece ilçemize değil hem bölgemize hem de ülkemize tanıtımını kendimize borç biliyoruz.

Yapılması gereken ise buraya ulaşımın kolaylaşması ve gerekli tanıtımın yapılmasıdır. “Sizin bir öneriniz var mı?” diyecek olanlara projemizin, karşılıksız olarak hazır olduğunu belirtmek isterim.

            Kızlar Kayasına erişim için ,hazırlamış olduğum ahşap maket köprünün aslını,Şato önünde ırmak üzerine kurarak, devamında kırma taşlı 300 m lik yürüyüş yolu oluşturup eserin giriş kısmına üsten inecek merdiven sisteminin alttan devamla da iniş için kullanılmasıdır. Giriş kısmını ışıklandırmakla hoş bir görünüm oluşacaktır. Öncelik ise raylı sistemle sarnıcın taban kumları temizlenip eserin bütününün ortaya çıkarılması gerekmektedir.

            Ahşap köprü maketi üzerindeki Hitit güneş kursu ve çift başlı kartal dikkati çekmekte olup bunlar birer simgedir. Bizans “ megali idea” sına karşı bu topraklar ezeli Rum yerleşkesi değil, sizden önce binlerce yıllık sahipleri vardı demektir. Sizlerin gasp ettiği bu topraklarda Selçuklu kartalı ile biz, ebedi olarak hâkimiyet kurduk anlamını taşımaktadır

            Bu çalışmamın gözlemlerinde bana yardımcı olan Taştan Akar Beye teşekkür eder bu tip araştırmalara sevdalı ve gönüllü olduğu için kutlarım.       

            Bu çalışmayı, Kızlar Kayası ile ilgili “Suların Öyküsü” adlı oyunun yazım ve oynanmasında bana esin kaynağı olan, Sayın Hocam, birlikte 27 yıl çalışmakla övünç duyduğum değerli insan, Hasan ÖLMEZ Bey adına ithaf ederek geçirmekte olduğu ağır rahatsızlık için Allahtan acil şifalar diliyorum.                                                                                                                                                                                             

                                                                                                                      Bekir KOÇ

                                                                                                            Uzman Tarih Öğretmeni

                                                                                             15 Temmuz Şehitleri Anadolu Lisesi Müdürü

By admin

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir